Film Analizi

 

ANNA KARANİNA (2012)

1877 yılında Lev Tolstoy’un yayınladığı, günümüze kadar okuyucularını hikâyenin etkisinden çıkaramadığı, bir çok kez filmlere konu olmuş Anna Karanina, 2012 yılında Tom Stoppard tarafından Jeo Wright yönetimiyle sinemaya bambaşka bir tarza uyarlanmıştır.


Rus edebiyatının en önemli yazarlarından Lev Nikolayeviç Tolstoy, sadece yazdığı yazılarla değil hayata karşı düşünceleri, fikirleriyle de kendinden sonra gelen birçok kişiyi etkilemiştir. Zengin ve soylu bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Tolstoy 8 Eylül 1828’de Moskovanın güneyindeki Tula şehrinde doğmuştur. Tolstoy 1873’te Anna Karanina’yı yazarken başka bir tiyatro eserini de yazıyormuş. Çok bunalmış ve bir arkadaşına yazmakta zorluk çektiğini anlatmış. Tam bu sırada komşusu ve arkadaşının başına bir olay gelmiş. Arkadaşının sevgilisi varken başka bir kadına âşık olmuş ve onunla evlenme hayalleri kuruyormuş. Bu durumu sevgilisi öğrenince kendini trenin altına atmış ve intihar etmiştir. Yazar bu olaydan çok etkilenmiş ve ünlü yazarın Anna Karanina eseri bu şekilde ortaya çıkmış.

Dönemin en önemli eserlerinden biri olan Anna Karanina’yı bambaşka bir tarzla sinemaya aktaran başarılı İngiliz yönetmen Jeo Wright, Anna Karanina’yı çekerken Rusya’da mekan

arayışına girmiştir ve tüm bütçesini aramak için kullanmıştır. Mekana verecek bütçe azalınca mecburiyetten Tom Stoppord’a tiyatro sahnesinde çekmek istediğini söylemiştir. Bu fikir kabul edilince başarılı yönetmen sıradışı bir eser ortaya koymuştur.
Filmde bambaşka bir aşk hikayesi anlatılmaktadır. Yüksek bir sosyal konuma sahip Anna Karanina (femme fatale) , erkek kardeşi Oblonsky’den evliliğini kurtarmasına yardım etmesine dair aldığı mektup üzerine Moskova’ya hareket eder. Yolculuk sırasında tanıştığı Kontes Vronsky’nin oğlu, subay Vronsky ile karşılaşır, aralarında bir çekim oluşur. Anna, St. Petersburg’a döndüğünde Vronsky de peşinden gelir. Başlayan tutkulu aşk, halk arasında skandal yaratır.
Film bir tiyatro sahnesiyle açılıp, tiyatro sahnesiyle kapanmaktadır. Tiyatro ve sinemanın farklılıkları açısından en önemlilerinden biri bakış açıdır. Sinema oyuncusu yüzünü kullanırken, tiyatro oyuncusu sesini kullanır. İzleyici tiyatro sahnesini istediği kadar izler, sinemada ise izleyici yönetmenin istediği kadarını izleyebilir. Hatta sahne oyununda seyirci izleyiciden daha çok dinleyicidir. Jeo Wright, zaman zaman büyük oyunculuklarla sinema bakış açısıyla ele almıştır.

Bir diğer farklılık anlatım biçimidir. Tiyatronun iki kuramcısı Antonin Artoud ve Bertolt Brecht’dir. Artoud, sahneyi ve seyir yerini kaldırıp arada bir duvar olmadan, dans, mimik, jesjtleri, pandomim ile seyirciyle doğrudan ilişki kurma anlatımını tercih ederken, Brecht, izeyiciyi gözlemciye dönüştürür ve yabancılaştırma efektini kullanır. Seyirciyi oyuna zihinsel katılımını sağlar.

Fransız oyun yazarı ve şair Antonin Artaud avangart tiyatronun kuramcısı.5 Eylül 1896 tarihinde Marsilya’da doğdu. “Tiyatro, seyircinin cinayete yatkın eğilimlerini, erotik saplantılarını, yabanıllığını, karabasanlarını, yasam ve nesneler karsısında hayalî duyumunu, hatta kana susamışlığını içeren düşlerini gerçekten sergileyemediği, onun düzmece ve aldatıcı bir düzlemde değil, içinden geldiğince arınmasını sağlayamadığı sürece kendini bulamaz, yani, gerçek bir yanılsama aracı olamaz.”

“Eleştirel toplumcu gerçekçi tiyatro olarak epik tiyatroyu kuramsal ve uygulamalı olarak temellendirmiş olan B. Brecht, asıl olarak Meyerhold ve Piscator deneyimlerini özümseyerek, yepyeni bir tiyatro deneyiminin ufuklarını açmıştır. Aristotelesçi olmayan tiyatro ve dramaturgi anlayışını temellendirmiş, kurumsallaştırmış ve yöntemleştirmiş olan Brecht, bu bağlamda, öğretisel oyun kavramını getirdiği kadar, epik sahneleme, epik sahne tasarımı, epik müzik ve epik dramaturginin ilkelerini de koymuş; epik tiyatro ile Aristotelesçi tiyatro arasındaki karşıtları kuramsal olarak gerçekleştirmiş, sahneyi değiştirebilirliğinin ortamı olarak almıştır.” Özdemir Nutku
Anna Karanina filminde, her iki anlatım şekli kullanılmıştır. Sahnelerde tiyatro sahnesinde oynanan oyunu gösterip, Vronsky’in ekrana bakarak konuşması görülmektedir. Sinema ve tiyatronun iç içe kullanılması bir çok yönetmenin başvurduğu bir yöntemdir. Sinemaya tiyatroyu 2 şekilde dâhil edebiliriz. Bergman, Fassbinder, Clair tarzı ve Peter Greenaway tarzıdır. Bergman tarzı tiyatroyu filme estetik açıdan koyup izleyiciye bir tiyatro seyircisi izlenimini vermektedir. Anna Karanina filminde, ilk sahnelerden biri olan berber sahnesinde tiyatro sahnesi estetik açıdan kullanılmıştır. Peter Greenaway tarzı ise yabancılaştırma üzerinde uyarlamalardır. Tiyatro sahnesinde çekilen Vronsky’ın Anna’yı balo salonunda bekleme sahnesinde yaşadığı pişmanlık, şüphe duygularını aktarırken kameraya bakıp verdiği cevaplarda bu tarzın etkisi görülmektedir.
Jeo Wright yeni bir film modeli yaratmıştır. Hikayeyi anlatırken, tiyatro sahneleriyle psikolojik bir dünyaya seyirciyi sürüklüyor. Postmodern bir film ortaya çıkmıştır. Peter Greenaway gibi yabancılaştırmayı, Bergman gibi estetiği bir arada kullanıyor. Böylece P.Greenaway tarzını yorumlayıp başka bir bakış açısı sunmaktadır.
Sıra dışı bir film olan Anna Karanina, postmodernizm güzel örneklerinden biridir. Modern dünyada yaşanan sorunlar modernizmin sorgulanmasına yol açmış ve postmodernizm denen kopuş durumunu doğurmuştur. Birçok disiplinde modernizme yönelen bu eleştirel süreç, sanatı da etkilemiştir. Bu süreçte sinema da modern kalıpların dışında ürünler ortaya koymuştur.
Estetik anlayış, öznellik kaygısı, idealist ve öncü yaklaşım, ardışık zamanlı anlatım biçimi, çözümleme ve doğruya ulaşma kaygıları gibi modernist kodların başlangıçtan itibaren sinemada var olduğu görülmektedir.
Modern sinemada seyir bittikten sonra izleyicide, filmle ilgili zihin karıştırıcı soruların, imgelerin kalmasının hedeflerden biri olduğunu söylenebilir. Postmodern de ise seyir anı bittiğinde izleyiciyle olan ilişkinin devamı ya da alt-metinsel bir tartışma ortamının oluşması mümkün değildir. Her şey fazlasıyla net bir biçimde gözler önüne serilmiştir. Serilmeyenler de içsel bir arayış yerine yine nesnesel bir arayıştır.
Çağın özelliklerini yansıtan filmde sosyal sınıf ayrımı gözler önüne serilmektedir.


Karakterlerin arkasında duran resim, 1874 yılındaki soyluluk derecelerini göstermektedir. Feodal toplumun en üst tabakasını gösteren Boyarindir. Farklı toplum sınıflarını arka fonda göstererek ilerleyen sahnelerde bu konulara gönderme yapacağını ve yaşanan dönemin durumu hakkında bilgi verir.
Anna’nın alt sınıftan olan tren çalışanı yüzü isle dolu adamı gördüğünde yaşadığı korku ve adamın yüzündeki utanç ifadesi iki sınıf arasında ki ayrımı oldukça net bir şekilde anlatan sahnedir. Trenin altında kalan adamın kalabalık bir ailesi bilgisi verilince Kont Vronsky para vermektedir. Bu Anna’yı etkilemektedir. Üst sınıfta olan maddi gücün ve alt sınıfta yaşayanların maddi zorluğu gösterilmektedir.


Kısa kısa tren tekerleği sahnesi görülmektedir. Bu durum diğer bir aşamaya geçtiği anlamına gelmektedir. Aldatılan bir kadının evliliğini düzeltmek için çıktığı tren yolculuğunda bulduğu tek aşkı Vronsky ile yaşadığı yasak aşk her şeyin başladığı tren istasyonunda intiharıyla sona erer. Ölüm şekli trenin altında kalmasıyla biten hikâye, filmin başında çalışan tren işçisinin ölümüyle aynı olmaktadır. Yüksek kesimden ayıran adam ve ölümü Anna’nın ölümüyle aynı olmuştur yaptığı seçimler onun filmin başında korktuğu adamla aynı sona getirmiştir. Bu durum sınıf ayrımına birer tepki eleştiriyle yaklaşıldığını göstermektedir. Yönetmen Jeo Wright yaptığı diğer dönem filmleri olan War and Peace dizisinde de sınıf ayrımı konusunda oldukça dikkat çeken sahnelere yer vermiştir. Döneme ait kostüm ve dramatik ışık kullanımları Anna Karannina filminde de ön planda olmuştur.


Dar alanda yapılan bir çekim olduğu için uzun planları farklı ölçeklerle gerçekleştirmiştir. Geleneksel gramere uygun çekimlere rastlamak zor. Gözlemci kamera kullanış ve çok yakın planı yakın plan ve orta planlı ölçekler kullanarak estetik bir bakış açısı sağlamıştır. Özellikle; son sahnede üç boyutlu bir görüntü kurgulayarak izleyicinin pasif kalmasını yasaklama algısı harekete geçmektedir.

Categories:   Genel

Comments