Film Analizi

Suicide Squad: Seksi Harley Sayesinde İzlenen Fiyasko Film

Suicide Squad

Film İnceleme (Spoiler’lı)

Dikkat! Bu yazı acayip SPOILER içerir!

Uzunca bir süre gündemi meşgul eden ve DC evreninin üçüncü filmi unvanına sahip Suicide Squad, nam-ı diğer İntihar Takımı (Timi veya Mangası) 12 Ağustos 2016 itibariyle ülkemizde de vizyona girerek başta çizgi roman hayranları olmak üzere meraklılarına merhaba dedi. Lakin filmin ilk tanıtım fragmanları ile son hali arasında epey bir fark var. Bunun sebebi ise yapımcı Warner Bros’un çekimleri biten filmin Batman v Superman gibi karanlık bir temaya sahip olduğu için daha “renklendirilmesini” istemesi. Yönetmenliğini Training Day, S.W.A.T. , Sabotage, Street Kings gibi daha çok polisiye filmlerin yanında Brad Pitt’in oynadığı Fury’yi de yöneten David Ayer.

 

Filmde olaylar Batman v Superman: Dawn of Justice’in sonrasında gelişiyor. Malum, Superman artık ölmüştür (tabi tabi) ve ortaya çıkacak olan bir sonraki Superman’in iyi niyetli olmayabileceğinden çok korkan Amerikan İstihbarat Şefi Amanda Waller, ülkesini korumak için bir takım oluşturmak ister. Bunun için de Bruce Wayne gibi başka iyi niyetli süper güçlü insanlar bulmak veya en azından sicili temizleri bir araya getirmek yerine kötülerden takım oluşturmak gibi dâhiyane bir fikirle üstlerinin karşısına çıkıyor ve onayını da alıyor. Pis işleri halletmek için kötü karakterleri kullanma fikri mantıklı. Gelgelelim ülkeyi bu insanlarla koruma fikri konusunda biraz kuşkuluyum. Bu arada şunu da söyleyeyim: Takımın çizgi romanda da tam olarak bu sebepten dolayı mı kurulduğunu bilmiyorum. Yaptığım inceleme tamamen filmde gördüklerim ve o filmdeki karakterler üzerine. Ve şahsen gördüğüm kadarı ile ben Batman olsam ve benim içeri tıktığım sayısız insanı öldüren suçlulardan dünyayı kurtarmak üzere bir takım oluşturulduğunu görseydim pelerinimi asar, Alfred ile olimpiyatları izlerdim. Filmde tüm bu olaylar yaşanırken Batman veya diğerleri neredeydi? Herhalde gerçekten de Alfred ile olimpiyatları izliyorlardı. Gerçi olayların çıkış noktası da bir garip. Yeni bir tehdide karşı kötü adamlar bir araya geliyor ve çok iyi adamlar oluyorlar. Yani ancak bu kadar zorlama bir senaryo olabilirdi.

Gelelim gayri resmi timimizin meşhur elemanlarına: Kendilerini teker teker tanıtmadan önce şunu belirtmek zorundayım: Filmdeki karakterler kesinlikle kötü adam değil. En fazla anti – kahraman olurlar o kadar. Hepsi yaptıklarından pişman. Baba yüreği dağları aşmış bir Deadshot, Katil lakaplı ve normalde insan eti yiyen ama filmde bir hayli yardımsever olan Killer Croc, pembiş tek boynuzlu atı ve sevimli tavırları ile Captain Bumerang; çok cana yakınlar. “Kötü” olmanın hakkını bir tek Harley Quinn veriyor ki helikopter kazasından sonra Joker’in öldüğünü sanarak hiçbir şey olmamış gibi davranması çok tuhaf. Orijinal Harley Quinn’in Joker saplantısı vardır ve Joker’in öldüğünü sanmasından sonra sinir krizlerine bile girmesi gerekirdi. Ama tabi bunu zayıflığını etrafına belli etmemeye çalışması ile de açıklayabiliriz. Bu arada, Joker konusuna ise birazdan gireceğim. Ekip üyelerine tek tek bakacak olursak:

Floyd Lawton / Deadshot: Will Smith’in canlandırdığı paralı asker. Kadınlar ve çocuklar hariç uygun fiyata herkesi öldürebilir ve hiç ama hiç ıskalamaz. Batman’dan haz etmeyen Deadshot’ın, normalde sert ve acımasız bir karakter olması gerekirken filmde babacan tavırları ile kötü adam olduğunu bile unutturuyor. Bunda Will Smith’in de payı büyük. Smith, komik karakter olabilir, vurdumduymaz adam olabilir, sert kahraman olabilir ama kesinlikle kötü adam olamaz. Filmde kızı ile ilgilenmesinden ve ona çok düşkün olmasından zaten bunları görüyoruz.

Rick Flag: Joel Kinnaman’ın canlandırdığı bu karakter tam olarak bir ekip üyesi değil. Kendisi Amanda Waller tarafından atanmış on numara beş yıldız bir asker ve ekibin gözcüsü konumunda. İlk başlarda ekibi pek sevmese ve yerine şerefli ordu mensupları istese de film sonunda Deadshot ile sarılıp “kardeş” oluyorlar. Bu arada, Rick Flag için tercih edilen ilk aktörün Tom Hardy olduğunu söylemek isterim. Fakat Leonardo’nun, Oscar aldığı Diriliş filminin çekimleri aksayacağı için rolü bırakmak zorunda kaldı.

George “Digger” Harkness / Captain Bumerang: Jack Reacher veya Terminator: Genesys gibi filmlerden tanıdığımız Jai Courtney’in canlandırdığı Bumerang, daha çok Flash’ın ezeli düşmanlarından. Açıkçası kendisini ilk defa bu filmle tanıdım ve tam olarak necidir bilmiyorum ama işe yaramaz birisi olsa da (bumerangını kamera olarak kullandığı sahne hariç) eğlenceli bir karakter.

Tatsu Yamashiro / Katana: Adından da anlaşılacağı üzere kılıç ustası olan Katana, Rick Flag’in koruması olarak ekipte. Kocasının yasını tutmaktadır. Kocasının ruhu, kuşandığı kılıcındadır. Peki neden ekiptedir ve Flag’i korumaktadır? Bu tam bir muamma. Katana’yı 1992 doğumlu Karen Fukuhara canlandırıyor ve Suicide Squad onun ilk filmi.

Chato Santana / El Diablo: Jay Hernandez’in canlandırdığı karakter belki de ekibin en güçlüsü. Ateş yaratabilse ve adeta ateşten bir tanrıya dönüşebilme gücüne sahip olsa da tövbe ettiği için güçlerini pek kullanmak istemiyor. Oysa filmin sonlarına doğru gerçekleştirdiği dövüş sahnesi şahaneydi.

Waylon Jones / Killer Croc: Normalde boyu üç metreden fazla olan ve suyun altında uzunca bir süre kalabilen Killer Croc, Batman’i terleten bir karakter. Lakin filmde iki metreyi geçmeyen boyu ve sürekli gezdiği kapüşonlu kazağı ile “cool” takılmayı tercih ediyor. Kendisini Adewale Akinnuoye-Agbaje canlandırıyor ve ekibin en aktif üyesi olmasa da en güçlülerinden.

Christopher Weiss / Slipknot: Adam Back’ın oynadığı ve sıkı DC hayranları tarafından bile pek tanınmayan bu karakter ekibe sonradan, “ilk ölen olmak” için katılıyor.

Harley Quinn: Ve ekibin gözdesi… Filmin maskotu… Şunu rahatça söyleyebilirim: Margot Robbie’nin canlandırdığı karakter filmin en iyisi. Her ne kadar Harley tam olarak orijinal Harley olmasa da oyunculuğu harikulade. Mimikleri olsun, hareketleri olsun Batman oyun serisindeki Harley’i bir hayli andırıyor. Lakin kişilik olarak bu Harley nasıl desem… Biraz olmamış gibi. Bunu yazmamın sebebi de gerçek Harley’in Joker saplantılı olması. Filmde aşık – saf bir kız olmaktan öteye geçememiş. Öyle ki Joker’in öldüğünü düşündüğü sahneden sonra verdiği tepki dünyayı yok etmek olmalıydı. Oysa filmdeki Harley beysbol sopası ile El Diablo’nun yapmayı çekindiği şeyi yapmaya devam ediyor ve topuklu ayakkabıları ile fileli çorapları hiç yırtılmadan filmi tamamlıyor.

June Moone / Enchantress: Cara Delevingne’nin can verdiği June Moone, Rick Flag’in sevgilisi. Enchantress ise filme göre Superman’e bile rahatça rakip olabilecek doğaüstü bir karakter. Suicide Squad’ın bir üyesi ve aynı zamanda filmin kötü adamı. Ve böyle bir karaktere Harley beysbol sobası ile Bumerang da bıçakla girişiyor!

Gelelim Joker faktörüne: Filmde on beş dakikadan fazla gözükmeyen Joker’i fazla beğendiğim söylenemez. Bunun sebebi de –filmde- Joker’i hakkında hüküm verecek kadar tanıyamamamız. Tamam. Jared Leto, Joker’i çok iyi oynamış ama filmde azıcık gördüğüm Joker aşk adamı olmaktan öteye geçememiş. Harley de Harley diye peşinden koşan bu adam normalde Harley’i rokete bindirip havaya uçuran birisi! Demek istediğim, romantik erkek olmak dışında filme bir katkısı maalesef yok ve Nolan’ın serisindeki Joker ile karşılaştırabilecek kadar malzeme de yok. Bu yüzden en azından şimdilik o seviyede bir Joker bekliyorsanız hayal kırıklığına uğrayabilirsiniz.

İstihbarat Şefi Amanda Waller, filmin gerçek kötüsü. Ama diğer karakterler gibi onun da alt yapısı doğru dürüst hazırlanmamış olduğundan güme gidiyor.

Filmi bayağı bayağı eleştirdiğimin farkındayım. Lakin ortada bir gerçek var: film, şimdiye dek yapılmış en başarısız çizgi roman uyarlamalarından biri. Bu konuda son çekilen Fantastik Dörtlü ile bile kıyaslanıyor. Peki, hiç mi iyi yanı yok? Elbette var: Müzikleri! The White Stripes’in Seven Nation Army’sinden Eminem’in Without me şarkısına kadar envai çeşit müzik ile film çok güzel donatılmış. Ayrıca film hikâye olarak her ne kadar isteneni veremese de iyi sahnelere de sahip. Öncelikle içinde Harley’in bulunduğu her sahne eğlenceli. Bunun dışında Deadshot’un polis arabasının üzerine çıkıp tek hedefi dahi ıskalamadan seri atışlar yapması sadece bu filmde değil, genel olarak izlediğim en iyi sahnelerdendi. Bir de bir – iki sahne de olsa Batman ve Flash’i görünce tebessüm etmemek elde değildi. Son olarak makyajlar ve kostümler de çok başarılıydı.

Suicide Squad genel olarak olumsuz yorumlar alıp başarısız bulunsa da vizyona girdiği ilk üç günde 268 milyon doların üzerinde gişe hâsılatı elde etti. Aktör ve aktrislerin performansı beğenilirken filmin en zayıf halkası olarak senaryosu gösteriliyor. Maliyeti 175 milyon dolar tutan filmden şu ana kadar 465 milyon gelir elde edildi.

Suicide Squad’ın bekleneni vermeyen bir film olduğu aşikâr. Zaten fragmanlardan da az çok bu durum kendisini hissettiriyordu. Christopher Nolan’ın Batman üçlemesinden sonra Man of Steel ve Dawn of Justice’in durumu da ortada. Bizler DC’nin çıtayı yükseltmesini beklerken, her ne kadar filmde eğlenceli anlar yaşasak da, bocalamış durumdalar. Yönetmen Ayer ve Will Smith 2017 yılında çekilmeye başlanacak olan devam filminde yeniden birlikte olacaklar ve bu sefer filmin PG–13 yerine R-Rated olması planlanıyor. Benim temennim ise solo bir Harley Quinn filminin çekilmesinden yana.

Categories:   Film Analizi, Yeniler

Comments