Film Analizi

IN TIME (Zamana Karşı) FİLMİ İDEOLOJİK KURAM İNCELEMESİ

In Time filmi insanların para yerine hayatlarını kullandığı, harcamalarını kendi yaşayacakları zamandan düşerek gerçekleştirdikleri bir dünyada geçiyor. Bu dünya kimilerine göre fantastik, kimilerine göre distopik, kimilerine göre de olması gereken bir dünya.
25 yaşından sonra yaşlanmanın durduğu ve bir yıllık saatin geri sayıma başladığı, kast sisteminin hüküm sürdüğü bir dünyadan bahsediyoruz. Bir kere zengin olmayı başaranlar ya da zengin bölgede doğanların, diğer bölgelerdeki insanların zamanını sömürerek ölümsüzlüğe ulaşabileceği bir dünya… Bu sömürüyü şu an yaşadığımız gerçek dünyaya vuracak olursak çok rahat bir şekilde kapitalizmin işleyiş şekline bağlayabiliriz. Zenginler kendi refahları, kendi rahat yaşamları için adeta köle haline getirdikleri insanların ölmesine, aç kalmasına neden olmakta. Filmde 12. Zaman Bölgesi olarak belirlenen Dayton’a bir asırlık saatle gelen ve filmin kaderini değiştiren kilit karakter Henry Hamilton’un, Will Salas’la arasında geçen konuşmada bunu açıkça dile getirdiğini de görüyoruz. Birilerinin ölümsüz olması için birçok insanın ölmesi gerektiği ve herkesin ölümsüz olamayacağı gerçeği Hamilton’un ağzından açıklanıyor. Çünkü herkes ölümsüz olursa insanları koyacağımız bir yer yok.
Zenginlerin ölümsüz olabilmesi için fakirlerin zamanlarını çalması gerekiyor. Zaten ekonomiyi kontrol altında tutan zenginlerin bu çalma işlemini sürekli yapılan zamlarla ve sürekli yükselen enflasyonla çok rahat yürüttüklerini söyleyebiliriz. Tıpkı gerçek dünyada olduğu gibi. Bir yerde olması gerekenden fazla para(zaman) varsa hemen eritilmelidir fikri yıllardır dünyamıza hakim olmuştur. Will ve Sylvia’nın bu oluşumu yıkmak için yaptıkları girişim sonrası Philippe Weis çok acımasız bir gerçek olan “Bir nesil için dengeyi oturtabilirsin. Bilemedin iki… Ama kendini kandırma sonunda hiçbir şey değişmeyecek. Çünkü herkes sonsuza dek yaşamak ister.” Repliğini yüzümüze vurmaktadır. Yapılan bu denge girişimi, herkesin eşit olması girişimi çok kısa sürecektir. Denge kurulduktan sonra yine kısa bir süre sonra bozulacak belki güç el değiştirecek, belki de yine eski zenginlerin daha da güçlenmelerine neden olacaktır. Bu bölüm çok önemlidir. Çünkü Sylvia kimsenin ölümsüz olmaması gerektiğini, bütün insanlara eşit miktarda yetecek kadar zamanın olduğunu ve bu zamanın eşit miktarda dağıtılması in-time1gerektiğini söyler ki bu sosyalizmdir. Babası ise bunun çok kısa süreceğini söyler. Dünyada sosyalizmin ömrüne baktığımız zaman babasının haklı çıkacağını görürüz. Çünkü insan bencil bir yaratıktır. Ölümsüz olmak, zengin olmak, en güçlü olmak ister. Bu yönüyle baktığımızda film kapitalizmin ya da kast sisteminin yıkılması değil yaşatılması gerektiğini, insan doğası gereği yaşatılacağını ve yok edilemeyeceğini gösteren ideolojik olarak üretilmiş bir gerçekliktir.
Kameranın In Time filminde açığa vurduğu şey baskın olan ideolojinin kendine kendini sunmasıdır. Kapitalizm ve Kast Sistemi içerisinde gücü elinde bulunduranlara bu gücü kaybetmemeleri gerektiği, güçsüz olanlara da sisteme karşı koymamaları gerektiği fikri aşılanmaktadır. Çünkü bu karşı koyuş güçlü taraftan da gelse, güçsüz taraftan da gelse sistemi yok edemeyecek, sadece sekteye uğratacaktır.
In Time Hollywood’da yapılmış bir tür filmi olması nedeniyle sistemin ideolojik bir ürünüdür. Tür filmleri gerçekleri maskeleyen yalanlardır ve Hollywood çıkarları için çalışırlar. In Time filminin bu sistemin devamı için yaptığı ise filmde sistemi yıkmak için yapılan ilk girişimde başarıya ulaşılması ve izleyicide bir tatmin oluşturmasıdır. Ama bu tatmin duygusunun yarım kaldığı filmin sonundaki olağanüstü büyüklüğe sahip olan banka görüntüsüyle kanıtlanabilir. Philippe Weis’ten çalınan bir milyon yıl çok kısa bir sürede insanlara dağıtılmış ve tükenmiştir. Üstelik Will ve Sylvia için de zaman kalmamıştır ki daha büyük bir bankayı soyma işine girişilmektedir. Zamanın yani paranın bir değeri kalmamıştır çünkü Zaman Tefecisi Weis tabelasındaki faiz oranını %30’dan %37’ye çıkartmıştır. Zaman yine çıktığı yere geri dönmektedir. Dönmeye devam edecektir. Sistemi yıkmak için yapılan bütün girişimler sonuca ulaşamayacaktır. Bütün bu olanlar seyircideki tatmin duygusunu sekteye uğratmaktadır. Ama yine de seyirciyi harekete geçmekten alıkoymaktadır. Çünkü filmde sunulan sistemle seyircinin yaşadığı sistem aynıdır ve filmde başarıya ulaşamamış bir girişimin gerçekte başarıya ulaşması çok daha zordur. Bu da seyircide sisteme karşı bir çekinme ve korku ortaya çıkarır. Filmi seyreden egemen sınıf da olsa ezilen sınıf da olsa sistemin devam etmesi için çalışır. Yani ülkemizde bir duvarda yazılı olan “Zenginleri öldürecez hazır olun.” cümlesi eyleme geçemeyecek, duvarda yazılı kalacaktır. In Time seyircinin zihnine zenginleri öldürmenin, Robin Hood gibi zenginden alıp fakire vermenin anlamsız bir hareketten başka bir şey olmadığını kazımaktadır.
Duvara “Zenginleri öldürecez hazır olun.” yazısını yazma cesaretini gösterip harekete geçemeyen, bir türlü silahlanıp sistemi yıkamayan yani organize olmayı başaramayan bir grup için In Time; “Bakın biz iki kişi elinde ne varsa aldık, almaya da devam edeceğiz, dünyada fakir hiç kimse kalmayacak, herkes eşit olacak” ütopyasını vermekten başka hiçbir şey sunmamaktadır. İki kişiyle koskoca sistem çökertilmiş –gibi- gösterilmektedir. Duvarlara o yazıyı yazan yurdumuzun insanı da bu olguyu olduğu gibi kabul etmektedir.
sylvia-weis-in-time-movie-mobile-wallpaper-1080x1920-7797-727482282Bilim-Kurgu filmleri hiçbir zaman günümüzde geçmemektedir. Bu filmler ya yakın bir gelecekte ya da çok uzun yıllar önce çok uzak galaksilerde geçmektedir. Yakın bir gelecekte geçen In Time da bu furyanın içerisinde yer almaktadır. Bu filmlerin şimdiki zamanda geçmeleri ekranda görünen şeyleri seyircinin garip karşılamasına neden olacaktır. Seyirci gerçekte olmayan şeyleri ekranda gördüğünde filmin gerçekliğinden kopacak ve nesneye odaklanacaktır. Bu da filmi daha eleştirel izlemesine ve karakterle özdeşleşme sorunu yaşamasına neden olacaktır. Ama film şimdiki zamanda geçmediğinde seyirci kurulan evrene hayran kalmaktadır. Mekanları şaşkınlıkla izlemekte ve kendisini baş roldeki karakterin yerine koymaktadır. In Time, filmi izleyen yaşlı genç, kadın erkek fark etmeksizin herkesin ana karakterlerle özdeşleşme sağladığı bir filmdir. Erkek seyirci bir anda Will Salas, kadın seyirci de bir anda Sylvia Weis olup çıkmıştır. Will Salas’ın sisteme karşı çıkması normaldir ama Sylvia’nın o kadar zenginliği bırakıp bir anda kaçak hayatı yaşamaya başlaması kadın seyirciyi yakalamak için yapılmış bir Hollywood tür filmi hamlesidir. Bu hamlenin de başarıya ulaştığını çok rahat bir şekilde söyleyebiliriz.
Öykünün içinde geçtiği toplum dramatik açıdan filme bir katkı sağlamamaktadır. Filmin gidişatını değiştirecek bir hamle yapmamakta, ana karakterlerin uğruna savaştığı, yaşaması için mücadele ettiği ve kendisine ana karakterler tarafından hediye edilen zamanı tüketmektedir. Toplumun bu pasif tutumu izleyicide bir toplumsal ayaklanma isteği değil, kendisini kahraman olarak hissedip tatmin duygusu yaşamasını isteyen sistemin bir oyunudur. Eşeğin aklına karpuz kabuğu getirmek istemeyen sistem, yaptığı kapitalizm karşıtı (gibi) filmlerin hiçbirinde topluma aktif bir rol vermemiştir. İzleyiciler gerçek dünyanın bir alternatifi olarak bu filmleri izlemiş ve sonucunda egemen sınıfa itaat eden bir çözümle karşılaşmıştır. Bu çözüme de karşı çıkmak bir yana hayran kalmışlardır.
Temsil edilen gerçeklik hiçbir zaman gerçeğin bir kopyası olmamıştır. Bu gerek zamanla gerekse kullanılan araç gereçlerle ideolojik olarak üretilmiş bir gerçekliktir. Para yerine zamanın kullanılması, yakın bir gelecek, zaman muhafızları, zaman bölgeleri arası geçiş kapıları üretilen bu gerçekliğin bir göstergesidir. In Time kapitalizm ve kast sistemi eleştirisi yapıyormuş gibi görünmektedir. Ama kapitalizmde bir kişinin bir anda zenginleşmesi rüşvetle çok rahat örtülebilmektedir. Kast sisteminde ise sınıflar arası geçiş kapısı yoktur. İnsanların önceki ve sonraki hayatları olacağı yalanı üzerinden isyan etmemeleri sağlanmaktadır. Filmde zaman bölgeleri arası geçiş pahalı da olsa serbesttir fakat bu geçiş hemen göze çarpmakta ve müdahale edilmektedir. Egemen ideolojinin filmi bu şekilde kurgulamasının nedeni insanların sınıf değiştirmemesi gerektiğini, sınıf değiştirme halinde hem kendi hayatlarının hem de sistemin büyük sıkıntılarla karşılaşacağını kanıtlamaktır. Hem bölgeler arası geçişle sistem çok masum bir şekilde gösterilmiş; paranız varsa tabii ki geçebilirsiniz, sizi kimse engelleyemez izlenimi yaratılmış hem de bir yerden elinize para geçmiş olabilir ama o para sizin hakkınız değil siz onu en yakın sistem bekçisine teslim edin ki başınıza bir iş gelmesin, biz sizin iyiliğinizi düşünüyoruz fikri yerleştirilmiştir.
Filmler ekonomik sistem içinde kaldıkları sürece, para kazanma kaygısı güttükleri sürece ideolojiktirler. Para kazanma kaygısı güden Hollywood yapımı bir filmin ideolojisi de tabii ki kapitalizmin hakim olduğu egemen ideoloji olacaktır. Film egemen ideolojinin çıkarlarına göre şekillenecek, dünya egemen ideolojinin istediği şekilde kurulacak ve hikaye egemen ideolojinin yararını gözetecektir. Film yapımının aracı olan senaryo, mekan ve karakter çözümlemeleri gerçeğin birer parçasıdır. Bu gerçek ise ideolojinin dışa vurumudur.
Hollywood yapımı filmler halkın istediği filmi çekiyormuş gibi görünürler ve bu noktada gişe başarısının arkasına saklanırlar. Ama bu yapımlar halka istediği şeyi veriyormuş gibi görünmektedir. Asıl verdikleri şey egemen ideolojinin istedikleridir. Egemen ideoloji de tabii ki sistemin devam etmesini ve daha uzun yaşamayı, daha güçlü olmayı, daha zengin olmayı istemektedir. Halk ve halkın zevkleri ideoloji tarafından oluşturulmuştur. Halkın temel yapısı, nasıl giyineceği, neyle besleneceği, nerede yaşayacağı, nerede asla yaşayamayacağı, neyi düşünüp neyi düşünmemesi gerektiği ideoloji tarafından halka öğretilmektedir. Bu öğretme işlemi içinde Hollywood gibi devasa bir yapının etkisi de oldukça büyüktür.
Baskın olan ideolojiyi konu edinmek onu eleştirmek olarak halka çok rahat bir şekilde yansıtılmaktadır. İdeolojik sistemin dili olarak kullanılan Hollywood, ideoloji eleştirisi yaparsa bu eleştiri başarıya ulaşır mı? In Time filminin eleştiri yaptığını düşünebileceğimizi çok fazla söyleyemeyiz. Çünkü In Time bir eleştiri yapmaktan çok bir korku salma, bir sindirme amacı gütmektedir. Yapılan her eylem, girişilen her mücadele sonuçsuz kalmaktadır. Bu sistem asla yok edilemeyecektir. Bu nedenden dolayı sisteme karşı yapılan her hamle anlamsızdır.
İnsanları “birey” olma gibi bir saçmalıkla her geçen gün daha fazla yalnızlığa iten sistem, geleceğini garanti altına almak istemektedir. Tek başına hiç kimsenin koskoca sistemi yıkamayacağı her “birey”e aşılanmakta ve toplum her geçen gün daha da “birey” gibi yetiştirilmektedir. “Kişisel” bilgisayarlar, “kişiselleştirilmiş” arayüzler, daha fazla “kişiselleştirilebilir” cep telefonları insanlara kendisini özel hissettirmeyi amaçlamakta, tür filmlerindeki ana karakterler de tek başlarına koskoca sistemi deviren bir kahraman olarak gösterilmektedir. Zaten kendisini özel hisseden bu yetiştirilmiş “birey”ler de kendisini koca sistemi alt eden bu karakterin yerine koyup “kişisel” bir tatmin sağlamakta, sistemi kendisi yenmiş gibi bir duygu yaşamaktadır. Telefonunu şarj etmediği için arkadaşını ekip dışarı çıkmayan bu yaratılmış “birey”lerden sistemi yıkması beklenemez. Sistem tarafından ayrıştırılıp, sindirilen bu toplum egemen ideoloji ne derse onu yapmaktan ileri gidemez bir duruma düşer. Egemen ideoloji ve Hollywood başarılı bir işbirliği yaparak dünyayı kontrol altına çok uzun bir zaman önce almıştır. İnsanın doğası gereği bencil olması ve sistemin önayak olmasıyla günden güne daha çok bencilleşmesi In Time filmindeki “birey”lerin ölümsüz olmak için birçok insanın ölümünü göze almasına, kendisinin yaşamasının birçok insanın ölümüne neden olacağını bildiği halde ölümsüz olmak istemesine neden olmaktadır. Philippe Weis kendi kızı için istenen fidyeyi bu ölümsüz olma isteği, yaşama açlığı nedeniyle vermemiş ve Sylvia “Bir saniyene bile kıyamadın değil mi?” sorusuyla bunu babasının yüzüne çarpmıştır.
Filmde iki kişiyle başarılan(!) sistemi sekteye uğratma gerçek dünyada sağlanamamaktadır. Çünkü gerçek dünyada güvenlik güçleri daha acımasızdır ve silahlarını öldürmek için kullanırlar. In Time’da zamanı olan birisini öldürdüğünüzde o zamanı alamazsınız bu yüzden onu öldürmek için ateş etmek büyük bir saçmalıktır. Gerçek dünyada insanların toplumsal hareketlere kalkışmaktan çekinmek bir tarafa organize bile olamamaları sistemin kendisi için sağladığı bir başarıdır. Ülkemizde insanların bireyleşmesinden sonra gerçekleşen Gezi Parkı eylemlerinde de bu organize olamamayı gözümüzle gördük. Organize hareket etme durumu genel olarak Çarşı gibi daha önceden organize olmuş gruplar arasında gerçekleşmiştir. Toplumun bütününde bir organizasyon gözlemlenmemiş sadece düşeni kaldırmaya ve ihtiyacı olana yardım etmeye dayalı bir sistem hakim olmuştur. İktidarı değiştirecek nitelikte olan ve ülkenin birçok büyük şehrinde ortaya çıkan bu ayaklanma organizasyon eksikliği nedeniyle tatlı bir anı olarak akıllarımıza kazınmıştır. Hem mobilleşen hem de sosyal medyaya bağlı bu hareket için “Game of Thrones izlemeyi bırakıp sokağa çıkmak” gibi tabirler de gençler tarafından kullanılmıştır.
Konuyu toparlayacak olursak In Time filmi kapitalizm ve kast sistemini konu almaktadır. Ama bunları konu almak eleştiri ya da kötü yanlarını gösterme şeklinde karşımıza çıkmamaktadır. Aksine kapitalizmin kötü yanları gösteriliyormuş gibi yapılmaktadır. Kapitalizmin asla yıkılamayacak olan ve yıkılmaması gereken bir sistem olduğu seyircinin aklına kazınmaktadır. Olayların içinde geçtiği halk hikayenin gidişatını değiştirmemekte sadece kendisine verileni tüketmektedir. Böylece kapitalizmin ve kast sisteminin barındırdığı toplumun işe yaramaz birer tüketim toplumu olduğu ve bazı kahramanlara arka plan oluşturmaktan başka bir işe yaramadığı mesajı verilmektedir. İdeal kadın ve ideal erkek karakterlerimiz bir olup sistemi sekteye uğratmayı başarmışlardır. Bu durum seyircide harekete geçmemek için bir tatmin duygusu da yaratmaktadır. Kaçış yolu olarak mutlu sonla biten film her ne kadar konusu kapitalizm ve kast sistemi de olsa Hollywood yapımı, para kazanmayı hedefleyen ve egemen ideolojinin çıkarlarını gözetip içerisine egemen ideolojinin vermek istediği mesajların yedirildiği bir tür filmidir. Tür filmleri de hiçbir zaman yemek yediği kapıyı kapatmak istemeyeceğinden filmde bir kapitalizm ve eleştirisi yoktur. Filmde kapitalizmin ve kast sisteminin sürdürülmesi gerektiği alt mesaj olarak seyirciye sunulmaktadır.

Yine de insanlara “Senin sonsuza kadar yaşaman birçok kişinin ölmesine bağlı. Sonsuza kadar yaşar mısın?” sorusunu sorabildiği için, belki de sistemin içinde ancak bu kadarını yapmaya gücü yettiği için Andrew Niccol başarılı bir iş çıkarmıştır. Genel olarak topladığı eleştiri ise çok güzel bir konuyu, çok güzel bir dünyayı, çok kötü bir senaryoyla berbat etmesi olmuştur.

Categories:   Film Analizi

Comments